Devlet Millet Siyaset

İçindekiler
Önsöz Yerine………………………………………………………………………………….. 7
Derin Travma; Sonumuz Endülüs Gibi Olmasın…………………………….. 15
Önce İçsel Büyüme; Ergenliği Aşmak……………………………………….. 27
Normalleşme: Derin Demokrasi………………………………………………… 28
Yasak Böler, Özgürlük Normalleştirir…………………………………………. 29
Normalleşme, Katılım ve Birlikte Dönüşüm……………………………….. 30
Tarih ve Coğrafya Hem Kaderdir, Hem Karakterdir……………………. 31
‘Düşmanla Karşılaştık ve O Biziz!’…………………………………………………… 33
Büyük Yenilgiden Geriye Kalan…………………………………………………. 35
Anka Kuşu ve ‘Kurtarıcılığın’ Trajedisi………………………………………… 36
Türkiye’nin Soğuk Savaşı Biterken; ‘Dinle Küçük Adam…’……………….. 40
Milletleşme Sorunu: Kavim, Ulus, Millet…………………………………………. 46
Millet ve Milliyet-Ulus Farkı…………………………………………………….. 47
Kavim ve Ulus’tan Millet’e Yükseliş……………………………………………. 51
Millet, Milliyetçiliklerden Büyüktür…………………………………………… 54
Millet’in Asil Zaferi…………………………………………………………………. 55
Söz Tükenmedi, Umut Yaşıyor………………………………………………….. 57
Barış Süreci; ‘Kerim Devlet’e Dönüş……………………………………………….. 59
Demokratik Açılım; Ortak Ev’e Dönüş…………………………………………… 69
Orta Doğu’nun Sosyal ‘Enerjisi’…………………………………………………. 70
Sorunun Özü; Sahte Devletler………………………………………………….. 72
Çözümün Özü; Ortak Ev Olarak Ortak Devlet…………………………. 75
Ortak Ev: Derinleştirilmiş Demokrasi…………………………………………….. 77
Procrust’un Yatağı…………………………………………………………………….. 79
‘Derin Anadolu’nun Sessizlik Senfonisi’…………………………………………… 83
Batıcılığın Yenilişi…………………………………………………………………….. 86
Temiz Süte Kardeşlik Mayası Katmak…………………………………………….. 89
“Ser Seramin Ser Çavemin”…………………………………………………………….. 96
Kraliçe’nin Tacından İkbal Aramak!………………………………………………. 103
Neo Haşhaşilik………………………………………………………………………. 103
Neo-Haşhaşiler; Fetö ve Pkk ………………………………………………….. 105
‘Cehennemin Yolu İyi Niyet Taşlarıyla Döşelidir’………………………. 110
21. Yüzyılın İşaret Taşı: Suriye Devrimi…………………………………………. 112
Suriye Dersleri: Yeni Haçlı Seferi ve Haysiyet Cihadı……………………… 115
Ermeni Sorunu: Ortak Acı, Adil Hafıza:………………………………….. 121
Osmanlı Jeokültürü: Doğu Hristiyanlığı ve İslam………………………. 123
Bozgun Çağında Devletin Akıl Tutulması………………………………… 125
Doğunun Yetimleri Evlerine Dönmeli……………………………………… 126
‘Darüsselam’a Hoş Geldiniz…’………………………………………………………. 129
Büyük Değişim……………………………………………………………………………. 132
Entelektüel Sefalet; Sahte Fikirler, Sahtekar Aydınlar……………………… 139
Sonsöz Yerine; Korkuya Karşı Umut: “Merhaba Soylu Sevdam…”…… 145
Ek: Endülüs’e Ağıt……………………………………………………………………….. 155

 

Önsöz Yerine
İslam, doğuşundan bugüne 14 yüzyıldan fazla bir süre geçmiş, son ilahi dindir. Bir buçuk milyar mensubu, çeşitli yorum tarzları ve pratikleri, inişli çıkışlı tarihi ile İslam’ın bugünü, Hristiyanlığın 18- 19. yüzyıllarda yaşadığı krize benzemektedir. Osmanlı’nın çöküşüyle başlayan 20. yüzyılını henüz bitirmemiş olan Orta Doğu coğrafyası, yani İslam’ın anavatanı, hâlâ büyük krizler, çatışmalar ve işgaller altındadır. İslam coğrafyasına dönük emperyalist saldırılar, bin yıl önceki Haçlı istilasını ve 500 yıl önceki Endülüs soykırımını hatırlatmakta ve ‘Ümmet’, derin bir varlık ve beka endişesi yaşamaktadır.
İslam dini ile Müslümanların kaderi adeta özdeşleşmiştir ve fakat yüz elli yıl önceki sorun ve cevaplar hâlâ aynıdır. Namık Kemal’in Ernest Renan’ın ‘din terakkiye manidir’ iddiasına cevabı, Cemaleddin Afgani’nin öze dönüş çağrısı, Mehmet Akif’in ‘Asrın idrakine söyletmeliyiz Kur’an’ı’ dizesindeki arayışlar, bugün de aynıyla vakidir.
İslam ülkelerinde kendine İslam devleti diyen rejimler, diktatörlükler, Türkiye gibi laiklik iddialı deneyimler yaşanmış, Batılılaşma- modernleşme-Avrupalılaşma seçenekleri içinde, yerli kalarak medenileşme formülleri üretilmiştir. Yani İslamlı ve İslamsız birçok formül denenmiştir. Ama bugün hâlâ yüz yıl önceki noktadayız.
Bu arada Avrupa ve ABD’de süren teknolojik atılımlar, askeri yenilikler, bilimsel keşifler, düşünsel atılımlar, küresel bir imparatorluk düzeni kurmuştur. Soğuk Savaş’ın bitişi sonrasında tek dünyacılık, yani dünya devleti tezleri gündeme gelmiş, bu yeni düzene medeniyetler savaşı sonrası ulaşılacağına dair tezler uzun süre tartışılmıştır.
Bu yönelim, yeni çağda komünizm ve Sovyetler Birliği yerine, ideolojik olarak İslam’ı-İslamcılığı ve ekonomi-politik olarak yükselen Çin’i, batı adına hedefe koymuştur. İslamofobi, antikomünizmin yerine geçmiş ve batıya yeni ‘gerekli şeytanlar’ bulunmuştur.
Merkezi bir otorite altında birliği ve askeri-ekonomik bir gücü olmadığı için, İslam dünyasının bu saldırılar karşısında topyekûn bir direniş göstermesi mümkün olamamıştır. Çeşitli örgütlü İslami hareketlerin çabaları ise sürekli kanlı tasfiyelerle karşılaşmış, İslam’a endeksli yürütülen her faaliyet birçok ülkede düşman muamelesi görmüştür.
2010 yılında başlayan, halkların kendiliğinden iradesiyle diktatörlüklere meydan okumasının evrensel çapta örneği olabilecek Arap Baharı isimli halk hareketleri, iç savaşlar, darbeler ve terörize edilmiş sahte örgütler eliyle adeta boğulmuştur. Demokrasi, insan hakları, serbest piyasa ekonomisi, hukukun üstünlüğü, sivil toplum gibi kavramların ev sahibi olan batı, konu İslam olunca Haçlı geçmişinin refleksini verip darbecilerden, diktatörlerden taraf olmuştur.
Bugün dünyanın birçok yerinde Müslümanlar sahipsizdir. Müslümanları, isteyen herkes istediği gibi katletmekte, sürgün etmekte, işkenceler ve her tür baskılarla açık cezaevlerinde yaşatmaktadır. ABD, Rusya ve İsrail uçakları Irak, Afganistan, Suriye, Libya ve Filistin’de şehirleri yerle bir edip sivilleri katlederken, İran ve Suud destekli çeteler Suriye ve Yemen’de Müslüman kanına girmektedir. Mısır’ın darbeci katilleri, binlerce Müslümanı idamla, hapisle cezalandırmaya devam etmektedir. Çin’in, işgali altındaki Doğu Türkistan’da, toplama kamplarından ikna evlerine kadar bir dizi baskı artarak sürmekte ve binlerce Müslüman cezaevlerinde tutulmaktadır. Myanmar’da, Arakan’da bir milyona yakın Müslüman ise dünyanın gözü önünde, içler acısı sahnelerle sürgün edilmektedir. Çeçenistan’daki Rus işgali, Mali’deki Fransız işgali, Keşmir’deki Hint işgali devam etmektedir. ABD ve Avrupa’da yükselen İslamofobi ise bu coğrafyalarda azınlık olarak yaşanan Müslümanları, endişeli bir geleceğin beklediğini göstermektedir.

Bu arada bütün bu trajik tablonun içinde hâlâ umut, inat ve cesaretle İslami kimliğini, değerlerini korumaya çalışan, saldırılara karşı direnen ve bedeller ödeyen çok sayıda hareket ve faaliyet de sürmektedir. Suriye’de 21. yüzyılı da şekillendirecek derinlikte görkemli bir direnişin, katil ve zalim bir azınlık diktasını yerle bir ettiği devrim süreci, henüz zafere ulaşamasa da, yarattığı sonuçlarla çok önemli gelişmelerin öncülüğünü yapacaktır. Suriye Devrimi büyük bedeller ödeyerek ABD’nin ikiyüzlü politikalarını, Rusya’nın saldırgan istilacılığını, İran’ın münafık mezhepçi içyüzünü, Suud’un batı taşeronu bedevi terörizmini deşifre etmiştir. Yüz binlerce şehit, kayıp, milyonlarca sürgün pahasına Suriye halkı, bu emperyalist ve faşist güçlerin, bir daha asla bölgede kalıcı olamayacağı bir geleceğin
temellerini atmıştır. Bu direniş, ülkemizde de her tür batıcı, doğucu, Amerikancı, Avrupacı, Çinci, İrancı, Rusçu, Suudcu, Siyonist, Kemalist, Türkçü, Kürtçü, solcu unsurun maskesini indirmiş, zalimlerden yana saf tutan bu şer zümrelerini, ümmetin hafızasında kayda geçirmiştir. Esed isimli şeytanın her maskeden destekçileri, yüzyıllar
da geçse asla unutulmayacaktır. Suriye Devrimi’nin şanlı direniş sahnesinin yanında, Ak Parti iktidarının 2008-2015 yılları arasındaki demokratik siyasal değişim modeli de geleceğe ışık tutan bir deneyim olarak kayda geçmiştir.
Müslüman bir kadronun öncülüğünde, modern, demokratik ve küresel vizyonu da olan bir iktidar, bütün İslam ülkelerine rol modeli olmuştur. Belki de bu nedenle İran ve Suud rejimleri, ‘Osmanlı geri dönüyor’ zannederek, kendi emperyalist amaçlarını engelleyeceği korkusuyla PKK, İŞİD ve benzeri terör unsurlarına destek vermiş, bu büyük değişim sürecini sabote edecek her çabayı göstermiştir. İsrail ise ABD’deki destekçileriyle beraber, Davos’un intikamı peşinde FETÖ isimli terör örgütü üzerinden, 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe yapmaya kalkışmıştır.
Sonuçta şimdilik maksatlarına ulaşmış görünmektedirler. Sykes-Picot düzeni ve batı kapısına bağlı bir rejim havasına geri dönülmüş, bu rejimin Türk-İslam-Kemalizm sentezi olan ideolojisi, tekrar öldüğü yerden hortlatılmıştır. Ama tabii ki bütün bunlar nafile çabalardır ve hem Müslüman direniş ruhu hem de demokratik
devrim çizgisi, er geç kaldığı yerden yoluna devam edecektir.
Suud, BAE gibi İngiliz-İsrail-ABD destekli aşırı dinci vahşi şarlatanlık ya da Acemlerin her zamanki acemiliği ile mezhepçi yobazlık eşliğinde sürdürdüğü Sasani-Safevi vahşeti, ancak sahici bir “Tevhid-Adalet-Özgürlük’ davasıyla engellenebilir. Bu münafık odakların parayla satın aldığı birçok din adamı, cemaat, tarikat kılıklı sahtekârların, sözde İslam adına temsil makamına çıkartılıp, sürekli toplumun önünde saçma sapan yobazlık şovları yapması, kendi
kendine olmamaktadır. İslam’ın, Kur’an’ın, Hz. Peygamber’in Sünnetinin ya da Hz. Hüseyin’in sahibi imiş gibi davranan ve konuşan bu marjinal odakların öne çıkartılması da aynı şeytani odakların işidir. Müslüman halkın
ve ümmetin ne bu yobaz maskeli şarlatanlarla ne de İslam diye pazarladıkları ilkelliklerle hiçbir işi yoktur. İslam, son derece ciddi, rasyonel, evrensel ve medeni bir dindarlığın adıdır. Pagan-animist-batıni- heretik, mezhepçi, ırkçı, milliyetçi yobazlıklar, demagojiler, istismar tezgâhları, Müslüman bünyeden mutlaka ayıklanmalıdır.

Bu kitap, işte bu kaygıları olan, başta Müslümanlar olmak üzere, zerre kadar imanı, onuru, vicdanı kalmış yani hiçbir zalime meyletmeyen, ‘zulüm bizdense ben bizden değilim’ diyen, sahiden insan olan herkese güncel sorunlar eşliğinde ortak geleceğimizi yeniden düşünme davetidir.
Ortak geleceğimizin çerçevesi, devleti yeniden millete tapulamak, milleti ulusçu ve kavmiyetçi bataklıktan çıkartıp tabii haline ve yoluna irca etmek ve siyaseti her tür vesayet ve manipülasyondan uzak nitelikli bir demokrasinin temeli yapmaktır. Dış güçlerin olası planlarının bertaraf edilmesi, ekonomik kalkınma ve refah düzeyinin artması, küresel düzende saygın, etkili ve onurlu bir konum elde edilmesi, işte bu iç konsolidasyona bağlıdır. Gerek Ortadoğu ve İslam dünyasındaki perişanlık gerekse insanlığın yaşadığı yoksulluk, savaş ve nihilist psikolojinin aşılması, bir alternatif rol modeli olarak gelişen ve güven veren bir çıkışla mümkündür. Türkiye, hem tarihi coğrafyası için hem de insanlık çapında çok ciddi bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, yarım kalan reform ve sivil değişim
sürecinin tamamına erdirilmesi gerekmektedir. Her aşamada eski rejimin, müesses düzenin yarattığı sorunlara geri dönüp o bataklıkta oyalanmaya zorlanan bir ülkenin, umut olmaktan çıkartılması ve yeniden eski bataklığına mahküm olması için dört koldan uğraşıldığı unutulmamalıdır. Ama ne olursa olsun, doğru olan, sonuç alınmış ve etkisi ölçülmüş her adıma devam edilmeli ve hiçbir engel bu yolda ilerlemeye mani olmamalıdır.
Bu bağlamda Türkiye’ye kurulmuş en derin tuzaklardan biri olan, bütün enerjisini tüketen ve halkı kin ve düşmanlıkla bölüp devleti vesayetçi oligarşik zümrelere mahkûm eden Kürt sorunu kod adlı meselenin çözümü, yani milletleşme sürecinin tam demokratik ve adil bir temelde tamamlanması zorunludur. Bu ise, toplumun ortak değer ve ideallerde terkib edilerek milletleşmesine demektir. İç bütünlük ve entegrasyonun kalıcı bir temelde sağlanması diğer sorunlarında çözümünü kolaylaştıracaktır. Arap baharı ile başlayan Osmanlı coğrafyasıyla buluşma ve yüzleşme süreci, Irak’ın bölünmesi ile başlayan ve Suriye direnişi devam eden süreçte artık kaçılamayacak kadar
yaklaşan gerçek Misak-ı Milli sınırlarıyla tekrar buluşma fırsatı, Ermeni sorunu gibi tarihin yükü olarak Türkiye’nin önüne koyulan ama aslında Osmanlı bakiyesi yetim halklarla barışmanın imkanlarını barındıran meselenin doğru ve makul bir çerçevede çözümüne dönük irade, 21. Yüzyılın temel rotasını çizmiştir. Devleti herkesin devleti yapacak, milleti senfonik bir ahenk, vatanı mazlumlar için yuva yapacak bu büyük sivil devrimin kaldığı yerden devamı, geleceğimizin, varlık ve bekamızın en önemli sigortasıdır.
Ne zamanki eski rejimin dili kullanılır, ne zamanki çözüm, reform, barış ve birlik yerine terör, bölücülük, ihanet vb. statüko ağzına dönülür, işe o zaman gerçek bölücülük, ihanet ve terör düzeni devam ediyor demektir. Bu anlamda, ırkçı, milliyetçi, kavmiyetçi, ulusalcı Kemalist ve sağcı dili üreten statükonun değişmesi, namuslu, vatansever ve onurlu her vatandaşın öncelikli hedefi olmalıdır.

Elinizdeki kitap, işte bu perspektif ve niyetle yazılmıştır. Kitaptaki makalelerin çoğu, 2014-2017 yılları arasında Star Açık Görüş ve haber10.com’da yayınlanmış ve kitap için gözden geçirilerek yeniden düzenlenmiştir. Tarihin bu anında bitmeyen sorunların ve ısrarla kaçırılan çözüm fırsatlarının değerlendirildiği makaleler, aynı zamanda tarihe düşülen notlar hükmündedir.

Ahmet Özcan
Fatih, 2019

 

İnternetten temin edilebilecek adresler:

www.kitapyurdu.com

www.idefix.com

www.emekkitap.com

www.yeryuzukitap.com

 

Leave a Reply