Category: Makaleler

Zerdüştlüğü ve Paganizmi aşmak; Tevhid, özgürlük ve İnsan

İslamın bu orta yolu, aydınlık ve karanlığın, iyilik ve kötülüğün çatışmasını bir üst terkiple aşmanın ve de adaleti, düzen adına kurulan denge olarak tanımlamanın aşılarak, adaleti eşitlik ve hürriyet temelinde düzen kuran bir ilkeye dönüştürmenin adıdır. Bu çaba nerede ve ne adına yapılırsa yapılsın, müslümanca bir çabadır. Dolayısı ile, insanı beşer yanını yenerek insanlaştıran her tür eylem, düşünce ve yol, islamın yoludur. Bu nedenle İslam son dindir ve bir şekilde kurumsallık belasını aşarak, bu özüne uygun bir silkinmeye muhtaçtır.

‘Kızılağaçlar Kralı’*

Bay Tournier, kızılağaçlar kralından artık korkmuyoruz.
O ‘çocuk kaçıran büyüsü’ artık bozuldu. “Barbarların sorunlarımıza
çözüm olmadığı” ortaya çıktı. Tek korkumuz, bu süreçten
şu yukarıdaki rüyalarımız yerine, tersyüz olmuş yeni
bir faşizmin de çıkabilecek olması. Yine bıçak sırtındayız ve
çok az insanın çok basit tercihlerinin kaderimizi belirleyecek
olması gibi ironik bir talihsizlik içindeyiz. Onun için ümitlerimizi
korumak ve daha yüksek sesle düşünmek ve konuşmak
zorundayız.
Bizim savaşımız daha yeni başlıyor.

“Yeni Sınıf”*

Bu sınıf, küresel sistemin ve içerdeki uzantısı olan egemen sınıfların truva atıdır. Kendilerinin yapamadıklarını ya da kendi adlarına yapmak istemedikleri her şeyi bu sınıfa ihale etmişlerdir.

‘Yaralı Bilinç’*

Modernlik ile yaşadığımız büyük çarpışma sonunda çok şeyimizi kaybettik. Ama kendimize haksızlık etmeyelim; Ontolojik yeteneksizliğimizden değil, çok yönlü bir saldırıyla darmadağın olmaklığımız nedeniyle birçok yönden sakat kaldık. Batı dışı en önemli uygarlıklardan biri olarak Müslüman dünyanın “ kültürel şizofrenisi”, yeni yan ürünler, ek sonuçlar, travmalar üretmeye devam ediyor. Bakalım çocuklarımız neler görecek…

‘Darüs Selam’a hoş geldiniz…’

Şimdi 21. Yüzyılın başında, tam yüz yıl sonra da olan biten birçok gelişme, Osmanlıdan kalan bu yerli-milli ruhun gösterdiği canlılık emareleri ve batılı güçlerin buna verdiği aynı tepki olarak sahneleniyor. Türkiye, Mısır ve Suriye’deki sivil halk devrimlerine karşı yeni ‘31 Mart’ ayaklanmaları kışkırtılmış, Türkiye’de Kemalist Gezi çapulculuğu, münafık Paralel/haşhaşi darbe girişimi ve Kürtçü faşist Kobani barbarlığı şeklinde, Mısır’da Baltacı katliamları ve darbeyle ve Suriye’de Baas-Şebbiha katliamcılığı ile cevap verilmiştir.

Milletleşme süreci: Asalet, haysiyettedir

Ulus ile millet arasındaki en anlamlı fark, ulusun bir topluluğu diğer topluluklardan ve insanlıktan ayırarak kendi içinde homojenleştirmeye zorlaması, milletin ise tabii farklılıkları senkronize ederek bir amaç doğrultusunda toplumu evrenselleştirmesidir.. Ulus genişletilmiş kabilecilik, millet ise bağdaştırılmış bir çoğulluktur.

 Anka kuşu ve ‘Kurtarıcılığın’ trajedisi

Hakikat ilahidir ve her yerde ve herkestedir. Devlet’te hakikat gibi, herkese ait olduğu sürece meşrudur. Kemalizm, hem hakikati yalanlarla süsleyip topluma Rablik yapmaya kalktığı için hem de devleti herkesin olmaktan çıkartıp batıcı düşünen ve yaşayanlara ait bir bekçi haline getirdiği için, tükendi. Şimdi bu tükenişin son demlerinde, kemalizmin ürettiği kopyaların can derdini izliyoruz. Yalan, sahte, mustağni dille kendini dayatanlar, hakikati gölgeleyip, acılarımızı da istismar ediyorlar.

Milletleşme süreci: ‘Düşmanla karşılaştık ve o biziz!’

İşe ‘Biz’den başlamalıyız. Biz’deki bu yenilmişliği kabullenmişlik ve birbirimize kin ve şiddet üreten gerçek düşmandan. Bu düşman, millet varlığımızı tahrip eden kendine düşmanlık duygusudur. Türkçülüğün Türklüğü temsil eden değerlere, Kürtçülüğün Kürtlüğü temsil eden değerlere, İslamcılığın kadim İslami geleneğe, Solculuğun devrimci demokrat ilkelere, liberalliğin demokratikleşmeye, kemalizmin milli modernleşmeye düşman olması, bir tek şeye işaret eder; Henüz milletleşme meselesini çözememişiz…

ORTAK EV: DERİNLEŞTİRİLMİŞ DEMOKRASİ

  “Her kim isen, o olmayı başar.” (Pindoras) 1923 Şubatında Büyük Millet Meclisinde Lozan Görüşmeleri, özellikle Musul meselesi tartışılırken muhalif vekillerden Operatör Emin (Erkul) Bey: “Musul’u verdiğimiz gün, hudut Erzurum’dur” demişti. TBMM’de, 6 Haziran 1926 günü Musul defterini kapadığımız Ankara Antlaşması sonrasında Yeni Cumhuriyet’in bütün çabası, Şeyh Sait İsyanı’ndan da çıkardığı dersle, hududu Hakkari-Mardin çizgisinde…

Korkuya karşı umut:  “Merhaba soylu sevdam…”

İnsanı insanlaştıran, Türkleri, Kürtleri, Arapları, Boşnakları, Gürcüleri, Arnavutları tarih sahnesine çıkartan, Doğunun ve batının zalimlerine karşı bütün bölgemizin güvenliği ve haysiyetini korumayı borçlu olduğumuz o kadim iman yani Tevhid nosyonu olmadığı için haysiyet ve şahsiyet sahibi olmayan, Cihanşumul düşünemeyen, mümin asaletinden yoksun eski devlet bürokrasisinin bu yeni sürece ve kadrolarına endişe ve hasetle baktığı görülüyor.